15 Temmuz, ülkemizin kara günü, daha önce söyledim ama tekrar edeyim, o gün ‘uçurumun kenarından’ değil ‘cehennemin kapısından’ döndük, bazıları (okumuş kuzucuklar) bunu tiyatro zannetti hem de birbuçuk yıl boyunca (bilal bile aynı gün anladı ya o ayrı mesele) bugün gelinen noktada, umarım ‘kuzucuk’ların (hepsinden umudum yok ama) en azından bir bölümü artık gerçeğin farkına varmışlardır. (henüz özeleştiri yapan yok ama bekleyelim bakalım, belki utandıkları için yazamıyorlardır.)

Gerçi bir konuda (kuzucukların) haklarını teslim etmek lazım, o gece sokağa çıkmayarak aslında çok doğru ve yerinde bir karar vermişlerdi, darbenin başarısız olmasında ki nedenlerden birisi de budur, ama sonrası hayal kırıklığı, yazının ilerleyen bölümünde bu konuyu ayrıca ele almak gerekli şimdilik bu kadarını belirtmek isterim.

15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden iki yıl geçti bildiğimiz gerçekleri hatırlayalım, ve o gün için henüz, yanıtlanmayan sorulara bakalım, herkesin tekrar ettiği değil de benim merak ettiğim soruları sorayım (1);

Örneğin; bildiğimiz konu, o günkü Başbakan Binali Yıldırım’a ateş açıldığını kendi beyanlarından biliyoruz ama cevabını bilmediğimiz soru; kimlerdi ve onlara ne oldu.
Bildiğimiz konu, Boğaz Köprüsü işgal edildi ve tek taraflı olarak trafiğe kapatıldı, cevabını bilmediğimiz soru ise;
Birinci Ordu Komutanı, hemen üstünde yer alan boğaz köprüsünü işgal eden askerlere neden hemen müdahale etmedi ve yaklaşık bir gün neden bekledi,
ve aynı ordu komutanı hemen üstünde yer alan boğaz köprüsündeki işgali sonlandırmak için müdahele etmezken, aynı zamanda başkomutan’ı olan Erdoğanı arayıp ‘istanbula gel ben seni korurum’ diyerek başkomutanına yardımcı olmaya mı çalışıyordu, yoksa onu esir almak için ayağına gelmesini mi bekliyordu?

ve tabii görevi başkomutanın emirlerini uygulamak olan bir ordu komutanı, nasıl oluyordu ’emrinizi bekliyorum’ demek yerine ‘ben seni korurum’ diyor.  Bu konu, Erdoğana ‘diktatör’ diyenlerin ya gözünden kaçtı ya da bilerek görmezden geliyorlar, nasıl bir diktatörse bu, emri altında olan, olması gereken komutan ‘gel ben seni korurum’ diyebiliyor -emir komutadaki rezillik de cabası ama o başka bir konu.

Bir soru daha, Erol Kolçak ve oğlu’nun aynı anda ve yerde, kendisine üç kurşun ve oğlu kalbine isabet eden kurşun ile ölümünde tuhaflık yok mu? Boğaz Köprüsünde rastgele ateş açan asker kurşunu ile mi öldüler yoksa birileri darbe kalkışmasını AKP’nin gelecek seçimlerde etkisini kaybetmesini sağlama almak amacı ile ‘hesaplaşmak’ için mi kullandı ve ikisini hedef alarak mı vurdular? (bir insanın rastgele ateş sonucu kalbinden vurulmasındaki olasılık nedir?)

Ve işin bir de dış güçler kısmı ile ilgili sorular var (lafın gelişi soru dedim aslında cevaplar kendi içinde zaten);

Darbe gecesi İncirlik üssü nün kullanıldığını biliyoruz, İncirlik, bir Nato üssü, inip kalkan uçaklar dahil bütün hareketliliğin hepsi, herkesin bilgisi dahilinde önceden planlanmış, kontrollu bir şekilde hareket ediyor ve Nato üyesi bütün devletlerin askeri radarlarından bu hareketler izleniyor,
ancak ne hikmetse plansız yapılan gece yarısı askeri hareketliliği, hiçbir Nato üyesi ülkenin ‘ilgisini’ çekmiyor, soru, Neden kimsenin ilgisini çekmiyor?. Bir Nato üssün den plansız bir şekilde gecenin bir yarısında, jetler kalkıyor tanker uçaklar kalkıyor ama bu olanlar kimsenin ‘ilgisini’ çekmiyor, bunlar sağa sola plansız bir şekilde (!) bomba atıyorlar ve hiçbir Nato üyesi ülke (Türkiye’ye) saldırı var diye alarma geçmediği gibi hiçbirinin yetkilisi, bu ülkenin Başbakanını, Cumhurbaşkanını arayıp ‘orada ne oluyor’ ve dahi ‘biz ne yapabiliriz’ diye sorma gereği hissetmiyor, yani insan düşününce, aklına gelen, bütün Nato üyesi ülkeler darbe girişimini ‘sadece’ izlediler ve muhtemelen ‘bizim çocuklar kazanacak’ diye beklediler oluyor. (sanırım s400’lerin neden alınacağını/alınması gerektiğini şimdi daha iyi anlamışsınızdır.)

Ayrıca ABD ve AB’nin de haberi yokmuş, diyelim ki doğru söylüyorlar (radar konusundan yalan söylediklerini biliyoruz ama başka bir konu daha var.) Nato üyesi bir ülkede darbe girişimi oluyor, ABD ve AB’yi yönetenler, istihbarat servislerimizin ve dolayısı ile bizim bundan haberi yok diyorlar, o zaman soralım; işini yapmayan istihbarat servisi yetkilileri için ‘(bu ülkede) darbe olacağından bizim neden haberimiz yok’ diyerek, kaç tane soruşturma açtınız acaba, ‘hiç’ ise demek ki sizin de darbe yapılacağından haberiniz ve ayrıca sessiz kalarak suç ortaklığınız var.

Son olarak tabii ben de dahil olmak üzere herkesin merak ettiği soru, darbeyi neden enişteden haber aldı? kendisine bağlı kurumların hiç birisi neden haber vermedi?
Gördüğünüz gibi sadece gerçek soruları sorarak bile neler yaşandığını genel olarak anlamak mümkün.

Bu ve daha pekçok sorunun gerçek cevabını öğrenmeden 15 Temmuz darbe girişimi konusu açıklığa kavuşmaz, peki gerçek cevapları öğrenme şansımız ‘şimdilik’ yoksa ne yapabiliriz, elbette herkesin yapmayı çok sevdiği şeyi yapabiliriz ‘senaryo’ yazarız, hem bakarsınız yıllar sonra bizim senaryolarımız meğersem ‘gerçekmiş’ diye ortaya çıkıverir bellimi olur…

Haftaya ikinci Bölüm de ‘O Gece Neler Yaşanmış Olabilir Üzerine Bir Senaryo.’

(1) DW yayınlanan bir yazı 15 Temmuz: Yanıtsız kalan sorular
Grafik Kadem

Related Post

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Tarihsel Kentlerimiz
Tarihsel Kentlerimiz

Tarihsel Kentlerimiz

Arşivler